Kategoriler
Kadın Sağlığı

Dağınıklığınızı gizlediğiniz yer kişiliğiniz hakkında çok şey söylüyor

Dağınıklığınızın rastgele olduğunu düşünebilirsiniz. Ama yeni bir kitaba göre, aslında ssizin hakkınızda çok şey söylüyor.

What Your Clutter Is Trying To Tell You (Dağınıklığınız Size Ne Anlatmaya Çalışıyor?) kitabının yazarı Kerri Richardson’a göre, fiziksel dağınıklık zihinsel bir engel olarak davranabilir ve hayatınızda karşılaşabileceğiniz duygusal sorunları yansıtabilir.

Dağınıklığınızın gardırobunuzda, masanızda, arabanızda, garajınızda veya tavan arasında kişiliğiniz hakkında neler söylediğini aşağıda bulabilirsiniz…

Dolabınız: Nostalji

Kitap, gardırop dağınıklığına tutunmanın nostaljik bir fantaziyi bırakmak istememek olarak gösteriyor. Belki eski bir kot pantolon veya gece elbisesi, size daha mutlu veya daha genç bir zamanı hatırlatır. Onları gardırobunuzda tutmak, giysilerin kendisinden ziyade bu hissi bırakmak istememekle ilgilidir.

Masanız: Erteleme

Masanızdaki dağınıklık, ilerleme korkunuzu ortaya çıkarabilir. Kağıt yığınlarını ertelemek ve temizlemekten kaçınmak, zor sorunlarla başa çıkmak istemediğinizi gösterir. Masa dağınıklığı, bir sonraki görevi veya projeyi ele almamak için bir bahane görevi görür. Richardson bunu çözmek için öncelikle dağınıklığın oluşmasına izin vermemenizi önermektedir.

Arabanız: Sınır yok

Arabanızdaki karışıklık ve dağınıklık, bunalmış olduğunuzun açık bir işaretidir. Sadece sizin için yer kalmamış ve hayatınızdaki sınırların çöktüğünü gösteriyor. Hayatınızı planlamaktan ve önemli kararlar almaktan kaçınmak için kişisel alanınızı karmaşa ile dolduruyor olabilirsiniz.

Garajınız: Kaçınma

Dağınıklık enerjinizi tüketir ve bunalmış hissetmenize neden olabilir. Garajınızda yığılmış kutular normal manzaranın bir parçası olmaya başlayabilir. Ama garajınızı nereden düzenlemeye başlayacağınızı bilmemek bile endişelenmenize neden olabilir. Bu, zor görevlerle yüzleşmek için zihinsel enerjiden yoksun olduğunuzu gösterir. Dağınıklık kendi kendine ortadan kalkmaz, bu yüzden başa çıkmak en iyisidir.

Tavan arası: Suçluluk

Dağınıklığın inşa edilmesi için ortak bir alan, eski hatıralar, yadigarlar veya anıların kutularda istiflendiği tavan arasındadır. Bu öğelerin birçoğu hiçbir işe yaramaz, ancak suçluluk duygusu onları temizlemenizi engelleyebilir. Bu duygusallık, gerekli olmasa bile bu eşyalardan kurtulmayı zorlaştırır. Sonuçta bu öğelere ihtiyacınız olup olmadığını düşünmek iyi bir fikirdir.

özel içeriğidir.

Kategoriler
Kadın Sağlığı

Mutlu olmak vücudu nasıl etkiler

Serkan Sıtkı Şahin / [email protected]

Ah, mutluluk! Mutluluk, büyük bir olayla (düğün ya da doğum gibi) ya da bir pazarda mükemmel meyveyi bulmak kadar basit bir şeyle ortaya çıkmış olsun, harika bir duygudur.

Mutluluk hissettiğinizde duygusal düzeyde derin bir memnuniyet duygusu ve daha fazlası ile kaplanırsınız. Bilimsel düzeyde, nöronlar (sinirler) ve diğer bedensel hücreler arasında sinyal ileten küçük kimyasal “haberci” hücreler olan nörotransmiterlerimizde neşe duyuyoruz.

Bu nörotransmiterler, kan akışından sindirime kadar vücudun hemen her yönündeki süreç ve duygulardan sorumludur.

Daha fazla mutluluk hissetmenin faydaları:

– Sağlıklı bir yaşam tarzı teşvik eder

– Bağışıklık sistemini güçlendirir

– Stres ve ağrıyla savaşır

– Uzun ömürlülüğü destekler

Neşeli mi hissediyorsun? İşte mutluluğun vücudunuzda yaptığı tüm değişiklikler…

1. Beyniniz

Hissettiğiniz her duygu beyninizden etkilenir veya tam tersi. Beynin tek bir duygusal merkezi yok, ancak farklı duygular farklı yapıları içeriyor. Örneğin, frontal lobunuz (genellikle beynin “kontrol paneli” olarak bilinir) duygusal durumunuzu izlerken, talamus (bilinci düzenleyen bir bilgi merkezi) duygusal tepkilerinizin yerine getirilmesine katılır.

Beyindeki dopamin ve serotonin adında iki tür nörotransmit salınımı nedeniyle bedenimizde neşe duyuyoruz. Bu kimyasalların her ikisi de mutlulukla büyük ölçüde ilişkilidir (Kronik depresyonu olan kişilerde genellikle düşük serotonin seviyeleri vardır). Kendinizi iyi hissetmiyorsanız, doğada yürüyüş yapmak, köpek ya da kedi sevmek, sevilen birini öpmek ve evet, kendinizi gülümsemeye zorlamak gibi basit aktiviteler, bu nörotransmiterlerin işlerini yapmasına ve ruh halinizi yükseltmesine yardımcı olabilir.

Böylece, mutlu olduğunu düşündüğünüz bir olay olduğunda, beyniniz bu kimyasalları merkezi sinir sisteminize (beyninizden ve omuriliğinizden oluşan) serbest bırakma sinyalini alır. Bu daha sonra diğer vücut sistemlerinde reaksiyonlara neden olur.

2. Dolaşım sisteminiz

Kendinizi mutlu hissettiğinizde yüzünüzün kızardığını ya da kalp atışlarınızın hızlandığını hiç fark ettiniz mi?

Bu durum mutluluğun dolaşım sisteminiz üzerindeki etkisinden dolayı gerçekleşiyor. Karnınızda uçuşan kelebekler, yüz ifadeleriniz, parmak sıcaklığınızdaki değişimler bile… bunların hepsi duygularınıza bağlı olabilir. Mutluluğun, dolaşım sistemi üzerindeki etkileri fiziksel olarak farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Dolaşım sisteminiz kalp, damarlar, kan ve lenflerden ibarettir. Elbette, mutluluk bu sistemi etkileyen tek duygu değildir. Korku, üzüntü ve diğer duygular da vücudun bu kısımlarında reaksiyonlara neden olabilir.

3. Otonom sinir sisteminiz

Otonom sinir sisteminiz, bilinçli bir şekilde çaba göstermeden vücudunuzun yaptığı her şeyden sorumlu olan bedensel sistemdir. Nefes almak ve sindirim gibi.

Ve evet, aynı zamanda neşe ve sevinç duygularından da etkilenir. Örneğin, özellikle eğlenceli bir şey yaparken (bir roller coaster binmek gibi) nefesiniz hızlanabilir veya daha rahatlatıcı bir etkinliğe (ormanda yürüyüş yapmak gibi) katılırken yavaşlayabilir. Gülümseme, ruh halinizi iyileştirip, kalp atış hızını ve stresinizi azaltarak beyninizi kandırabilir. Gülümsemenin gerçek bir duyguya dayanması gerekmiyor, sahte olması da işe yarıyor.

Mutluluktan etkilenebilecek diğer otonomik sistemler arasında tükürük, terleme, vücut ısısı ve hatta metabolizma sayılabilir. Duygu durumları “düz kaslar”ı da etikeleybilir. Düz kaslar, mide, bağırsaklar ve mesane gibi içi boş organların duvarlarında bulunan kaslardır. Bu istemsiz hareket eden kaslar, kan akışı ve sindirim sisteminizdeki hareketlerden sorumludur. Bu nedenle, olumlu duygular hissettiğinizde iştahınızın artması ya da yavaşlamasının bir nedeni olabilir.

Önce ne gelir: Duygu mu, bedensel tepki mi

Hangisinin önce geldiğini söylemek zor çünkü duygularınız ve fizyolojiniz birbirinden ayrılamaz şekilde bağlantılı. Neşeli bir şey olduğunda, duygusal ve fiziksel tepki hemen gerçekleşir, çünkü bunların hepsi aynı anda vücutta gerçekleşiyor. Endişelenmeyin, mutlululuk duygularınıza tepki olarak çeşitli fiziksel hisler yaşamak ve etrafınızdakilerden farklı bedensel tepkiler almak normaldir. Arkadaşınız veya kardeşiniz mutlu olduğunda daha çok ağlayan türde iken, siz mutlu olduğunuzda kelimenin tam anlamıyla mutluluktan uçmak isteyebilirsiniz.

Vücudunuzu kandırabilecek misiniz

Bir şekilde, yapabilirsiniz. Vücudunuzu gerçekten mutlu hissetmeniz için kandırabilirsiniz. Sadece basit bir gülümseme bile bunun sağlanmasına çok yardımcı olabilir.

Duygusal durumunuzu geliştirmek için fizyolojinizi kullanmanın başka bir yolu da egzersiz yapmaktır (Evet, yapmaktan hoşlanmıyorsanız bile). Egzersiz, iyi hissetmenizi sağlayacak doğal beyin kimyasallarını serbest bırakarak depresyon ve anksiyeteyi hafifletmeye yardımcı olabilir. Egzersiz aynı zamanda zihninizi depresyon ve endişe ile besleyebilecek endişelerden ve olumsuz düşüncelerden de uzaklaştırabilir.

Artık vücudunuzun ve duygularınızın birbirleriyle nasıl çalıştığını bildiğinize göre, günlük olarak daha neşeli hissetmeniz için ruh halinizi değiştirmek biraz daha kolay olabilir.

özel içeriğidir.

Kategoriler
Kadın Sağlığı

Öfke ile başa çıkma yöntemleri

Yaşamın bir parçası olan öfke duygusu ile başa çıkmanın öğrenilmesi ve saldırganlığa dönüşmesinin engellenmesi gerektiğini belirten Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. İpek Sönmez, bu konuda bireyler tarafından atılabilecek ilk adımın öfke duygusunun farkına varmak ve ne zaman, hangi şartlarda ortaya çıktığını anlamaya çalışmak olduğunu söyledi.

Öfke doğru bir şekilde ifade edilmeli

Öfke ve saldırganlığın insanın temel içgüdülerinden olduğunu, kişilerin benliğinin öfke duygusunu kontrol edip, bu duyguyu bastırmayı ve daha üretken alanlara yönlendirmeyi öğrendiğini kaydeden Doç. Dr. İpek Sönmez, “Bunu yaparken üst benliğimiz veya vicdanı da kapsayan içimizdeki hakim kontrolünde yapar. Bir matematiksel birimi olmamakla beraber içimizdeki öfkenin gücü, şiddeti ve boyutu kişiden kişiye farklılık gösterir. Bazı insanlarda çok az olduğu ya da olmadığı bilinmektedir. Bu kontrol bazı insanlarda çok katı, çok eleştirici olabilmektedir. Psikiyatristler olarak öfkenin hiç ifade edilmemesini de doğru bulmamakla beraber kontrolsüz ve saldırgan bir biçimde ifadesini de sağlıksız olarak nitelendiririz.” ifadelerini kullandı.

Öfkeyle başa çıkma mekanizmalarını öğrenmek önemli

Doç. Dr. İpek Sönmez, öfkenin saldırganlığa dönüşmesini engelleyebilecek yöntemlerle ilgili şöyle devam etti; “Ancak öfke sıklıkla kontrolsüz ve plansız olarak karşımıza çıkmaktadır. Öfke bir kez ortaya çıktığında mevcut ortamdan uzaklaşmak veya onu başka bir alana yönlendirmeye çalışmak duygunun saldırganlığa dönmesini engelleyebilir. Ortamdan uzaklaşmaya ek olarak bazı kolay yöntemler kullanmak da mümkündür. Bunlar arasında nefes egzersizleri, kum torbası yöntemi, nötr bir objeye yönlenmek, başka bir uğraşa yönelmek gibi kolay yapılabilecek yöntemler sayılabilir. Ancak bilinmektedir ki, ok yaydan çıktıktan sonra durdurmanın imkansız olduğu gibi öfke zamansız ortaya çıktığında saldırganlığa dönüşmesini engellemek de hiç kolay olmayabilir.”

Vakit kaybetmeden uzmandan yardım alınmalı

Öfke kontrol sorunu olan bireyle etkileşim içerisinde olan diğer bireylere de bazı görevler düştüğünü belirten Doç. Dr. İpek Sönmez, öfke kontrolünde sorunlar yaşayan bireylerin yapması gereken en önemli davranışın, bu işin profesyoneli olan psikiyatri uzmanlarından yardım almak olduğunu kaydetti. Psikiyatri uzmanlarının öfke kontrolünün yönetimi ile ilgili uyguladıkları tekniklerden de bahseden Doç. Dr. İpek Sönmez, bunlar arasında davranışları tanıma ve anlamlandırma, rahatlatmaya yönelik nefes egzersizleri, bilişsel ve davranışçı egzersizler, mizah ve diğer bazı becerileri geliştirme, gerekirse de ilaç tedavisi gibi birçok yöntem kullanıldığını söyledi.

Öfke kontrolü için bireyler tarafından alınabilecek önlemler

1. Öncelikle sizde öfke oluşturan durumları tanımlayın. Bunun için öfkelendiğiniz durumlara ait duygu ve düşüncelerinizi, öfkenin hangi durumda ortaya çıktığını not edin.

2. Öfke orta çıktığında ortam değiştirmeye çalışın. Örneğin öfke bir arkadaşınız ile ilişkide yaşanıyorsa, izin isteyin ve oradan uzaklaşın.

3. Öfke patlamalar halinde geliyorsa onu zamana yayarak daha hafif ve uygun şartlarda yaşanmasını sağlayın.

4. Öfke belirgin bir nesne veya durumla ilgili ise o durum veya nesne ile ilgili yapılabilecekleri gözden geçirin. Örneğin öfke duygusal partner ile yaşanıyorsa etkin iletişim yöntemlerini öğrenin.

5. Yaşamınızda sosyal aktivitelere, spora, hobilere yer verin. Bunların varlığı genel baş etme yöntemlerinize katkı sağlayacak, dolayısı ile öfkeyi azaltabilecektir.

6. Yardım almaktan çekinmeyin! Öfkeli olmak biyolojik yatkınlığınızdan geliyor olabilir. Bunun üzerine eklenmiş bir dizi sosyal ve psikolojik etken ile psikiyatrik rahatsızlıklar durumu daha da karışık hale getirmiş olabilir. Konu ile ilgili bir psikiyatri uzmanına başvurun.

Kategoriler
Kadın Sağlığı

Kronik ağrılara girişimsel yöntemlerle son verebilirsiniz

Vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, gerçek ya da olası bir doku hasarı ile birlikte bulunan, insanın geçmişteki deneyimleriyle bağlantılı, duyusal, hoş olmayan bir duygu olan ağrı insanların ortak deneyimlerinden biri olarak yer alıyor. Ağrı, bireyleri fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden etkilediği için ağrının kontrol altına alınması gerekiyor. Bireylerin yaşadığı ağrı, uyku düzenini, aile yaşantısını, sosyal yaşantısını, iş verimini ve günlük yaşam aktivitelerini sürdürmesini etkileyerek yaşam kalitesini düşürüyor.

Kronik ağrıların etkisini geniş kapsamlı düşünmek gerektiğini belirten Türkiye İş Bankası İştiraki Bayındır İçerenköy Hastanesi Algoloji Uzmanı Dr. Serdar Çatav, “Kronik ağrılar hastalarda anksiyete, mobilitede (hareketlilik) azalma, iştah bozukluğu, sosyal bozukluklar, depresyon, uyku bozukluğu ve iş hayatında kısıtlamalar gibi pek çok fiziksel ve psikolojik etkiye yol açarak yaşam kalitesini düşürür; bu yüzden kronikleşen ağrıda, psikolojik mekanizmalar ağırlıklı olarak rol oynar ve tıbbi tedaviler öncesinde sıklıkla psikolojik-psikiyatrik değerlendirme gerekli olur” şeklinde ifade etti ve uyarılarda bulundu.

Girişimsel yöntemle tedavi

Ağrı çeken bir hastaya ilaç, istirahat ve fizik tedavi yöntemleriyle yeterince yararlı olunamıyorsa, cerrahi girişim düşünülmüyor veya yapılamıyorsa, girişimsel yöntemler ideal bir çözüm olabilir. Ayrıca ağrılı bölgeye uygulanacak yöntemler ile hastanın etkinliği artırılabilir. Girişimsel yöntemler fizik tedaviye ya da ameliyata alternatif değildir. Bir hastada girişimsel tedaviye karar verilebilmesi için daha önce ağrı kesiciler ve diğer ilaçlarla çeşitli tıbbı tedavilerin denenmiş ve sonuç alınamamış olması gerekir. Girişimsel işlemlerin uygulanabilmesi için ise bu ağrının 3-6 ay ve daha uzun sürmüş olması gerekmektedir.

Örneğin bel fıtığı nedeniyle ağrı kesicilerle hayatını sürdüren bir hastanın ağrılarının artması, ağrıdan dolayı yürüyememesi, kilo alması, kaliteli uyku uyuyamaması durumunda hayatı kısır bir döngüye girer. Böyle hastalarda bel fıtığı nedeniyle ameliyat kararı da verilmemiş ise girişimsel yöntemler uygun seçenektir. Ayrıca girişimsel tedaviye başlanmadan önce, doğru karar verilebilmesi amacıyla her hasta için fizik tedavi, psikiyatri, ortopedi, beyin cerrahisi gibi ilgili branşlarla durum değerlendirilmesi yapılmalıdır.

Amaç ağrı iletisinin durdurulması

Girişimsel ağrı tedavisinde, farklı tekniklerle ağrıyı ileten sinir yollarındaki iletinin durdurulması amaçlanıyor. Bu amaçla siniri tahrip eden ilaçlar kullanılabileceği gibi, radyofrekans cihazının ürettiği ısıyla (Thermo, kriyo) da sinir iletisi durdurulabiliyor. Ayrıca girişimsel ağrı tedavilerinde sempatik bloklar, epidural ve spinal bloklar, kateter ve port pompa uygulamaları, spinal kort stimülatörleri de uygulanabiliyor.

Söz konusu yöntemlerin ağrı (algoloji) uzmanları tarafından ameliyathane ortamında steril şartlarda röntgen cihazı (skopi), ultrason cihazı gibi görüntüleme yöntemleri eşliğinde kemikler, sinirler ve/veya çevre dokular görülerek uygulandığını belirten Uzm. Dr. Çatav, gerek kanser gerekse kanser olmayan hastalarda tedavi seçenekleri arasında çok önemli bir yer tuttuğunu, teknoloji ve bilimin geldiği nokta ile ağrıların yaklaşık % 80-90’ı tedavi edilebildiğini iletti.

Akut ağrı mı, kronik ağrı mı

Ağrılar genellikle süresine göre akut ve kronik ağrı olarak ikiye ayrılıyor. Akut ağrı, doku hasarı ile oluşur ve iyileşme sürecine uyumlu olarak ortadan kalkıyor. Ağrı, hastalık veya hasar ortadan kalktığı halde devam ediyorsa, ağrının gerçek sebebinin araştırılması gerekiyor. Ağrı sebepten çok ağrıyı algılama sistemindeki değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkıyor. Bu tablonun üç aydan daha fazla devam etmesi halinde ise buna kronik ağrı deniyor. Kronik ağrı beklenenden daha uzun süre devam eden, yani iyileşme sürecinden sonra da devam eden ağrı olarak biliniyor. Ağrının patoloji ve süre olmak üzere iki parametresi bulunuyor. Bu bakış açısından bakıldığında kısa süreli ve belirgin fiziksel patoloji olan durumlarda akut ağrı, düşük fiziksel patoloji ve uzun süreli durumlarda ise kronik ağrıdan bahsediliyor.

En yaygın kronik ağrılar

– Migren ve diğer baş ağrıları (Gerilim tipi, küme baş ağrıları, boyun problemlerine bağlı ağrılar)

– Yüz ağrıları (Nevraljiler)

– Boyun, omuz ve kol ağrıları (Boyun fıtığı, kas ağrıları, sinir sıkışmaları ve diğer nedenlere bağlı ağrılar)

– Göğüs ve sırt ağrıları

– Bel ve bacak ağrıları (Bel fıtığı, kas ağrıları, kemik yapılara bağlı, sinir sıkışmaları, damar hastalıkları, iç organ ağrılarının yansıması)

– Eklem ağrıları (Diz, kalça, omuz, ayak bileği, el bileği ağrısı)

– Kas iskelet sisteminden kaynaklanan ağrılar (Myofasial ağrılar, fibromiyalji)

– Damar tıkanıklığına bağlı ağrılar

– Şeker hastalığına bağlı ayaklarda oluşan yanma, sızlama şeklindeki nöropatik ağrılar

– Çeşitli travmaların yaptığı sinir yaralanmalarına bağlı şiddetli ağrılar

– Zona hastalığına bağlı ağrılar (Sinir iltihabı ile seyreden cilt hastalığı)

– Kanser ağrıları

Kategoriler
Kadın Sağlığı

Jennifer Lopez’den duygulandıran paylaşım

Jennifer Lopez, eski eşi Marc Antony ile olan evliliğinden dünyaya gelen ikizleri Emme Maribel Muniz ve Maximilian David Muniz’in doğum gününü sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımla kutladı.

Duygulandıran paylaşım

Dünyaca ünlü şarkıcı, Instagram hesabında ikizlerinin yeni doğduğu zamanlardan bir fotoğraf paylaşıp ve “Bugün 12 yaşında olduğunuzu biliyorum ama her zaman benim bebeklerim olacaksınız. İyi ki doğdunuz benim güzel hindistan cevizlerim” notunu düştü. Lopez’in paylaşımına binlerce beğeni geldi.

Kategoriler
Kadın Sağlığı

Da Vinci sergisi rekor kırdı

20 yılda hazırlanan ve Paris’teki Louvre Müzesi’nde açılan Leonardo Da Vinci’nin 162 yapıtı bulunan sergiye katılan ziyaretçilerin sayısı rekor kırdı.

Mona Lisa tablosu ilgi odağı oldu

Rönesans döneminin önemli bir filozofu, astronomu, mimarı, mühendisi, mucidi, matematikçisi, anatomisti, müzisyeni, heykeltıraşı, botanisti, jeoloğu, kartografı, yazarı ve ressamı olan Leonardo Da Vinci, eserleriyle herkesi hayran bırakıyor. En çok ilgi gören yapıt ise hiç şüphesiz ki Mona Lisa tablosu oldu.

Gece yarısı da açık kalıyordu

24 Ekim’de açılan sergide 162 yapıt bulunuyor. Henüz resmi ziyaretçi sayısı açıklanmasa da rekor kırıldığı vurgulandı. İlk gün için 260 bin bilet satılan, Şubat başında ise 30 bin bileti 3 saatte tükenen Louvre Müzesi’ndeki Da Vinci sergisi gece yarısı da açık kalıyordu. Bu konuyla ilgili müzenin müdürü Jean-Luc Martinez şunları söyledi: “Serginin gece yarısı da açık olmasının amacını insanların kendilerini evinde hissetmelerini sağlamak”

Kategoriler
Kadın Sağlığı

Milano Moda Haftasından en iyi 20 çanta

Milano Moda Haftası bu sezon hem giysi hem de aksesuar olarak oldukça tatmin edici geçti. Gucci’nin yüksek omuz çanta stilleri, New Bottega’nın pratik lüks çantaları ve Prada’nın sürdürülebilirliği ön plana çıkan aksesuarları…
Kategoriler
Kadın Sağlığı

Kenan Doğulu’dan Beren Saat’e duygusal kutlama

Kenan Doğulu ile Beren Saat’in evliliklerinin uzun süredir krizde olduğu, çiftin boşanacakları iddia ediliyordu. İki ismin bir süre ayrı kaldıkları, ardından evliliklerine bir şans daha verdikleri konuşulmuştu. Kenan Doğulu ve Beren Saat, uzun sürenin ardından geçtiğimiz günlerde birlikte görüntülenmişti.

Duygu dolu mesaj

Beren Saat 36 yaşına bastı. Kenan Doğulu, eşinin yeni yaşını Instagram’da paylaştığı romantik mesajla kutladı. Doğulu: “Çok seviyorum seni sevmeyi sevgilim. İyi ki varsın, iyi ki doğmuşsun ve seni yaşama fırsatım olmuş. Harika bir yaşın daha olsun, güzel yüzün hep gülsün ” sözleriyle eşini kutladı.

Kategoriler
Kadın Sağlığı

Dünyanın en eski yoga öğretmeninden mutlu bir yaşam için ipuçları

Geçtiğimiz Cuma günü 101 yaşında hayata gözlerini yuman dünyanın en eski yoga öğretmeni Tao Porchon-Lynch, 99 yaşındayken verdiği bir röportajda uzun ve mutlu yaşam için 3 ipucu vermişti.

Mutlu ve aktif kalmanın sırrı nedir

“Her sabah uyanıyorum ve bunun hayatımın en güzel günü olacağını söylüyorum, ve öyle oluyor” diyor Porchon-Lynch ve ekliyor, “Hayatım benim meditasyonum.”

Porchon-Lynch, iyimser kalmak için üç basit ipucuna uyduğunu söylüyor.

Birincisinin, olabilecek veya olmayabilecek kötü şeylere sabitlenmemek olduğunu söylüyor; “Zihniniz size engel oluyor. Sizi yanlış gidebilecek her şeyle rahatsız ediyor. Bunların yoluma girmesine izin vermiyorum.”

İkincisinin, başkalarını yargılamayı bırakmak olduğunu söylüyor; “Kimseye bakma” diyor, “Herkesden öğrenebileceğini bil.”

Ve son olarak her gün mutlu hissetmeye başladığını söylüyor; “Yüzünüzde bir gülümsemeyle uyanın!”

Porchon-Lynch, 70 yılı aşkın süredir yoga yapmış ve yaklaşık 50 yıl boyunca yogayı öğretmiş. Her yaştan insanı yogayı denemeye teşvik ediyor ve başlamak için asla geç olmadığını söylüyor; “Vazgeçme ve düşünme. Bu dünyayı yeterince görmediniz ve dünyanın güzel olduğunu görmek için çok daha fazlası var.”

“Hepiniz benim çocuklarımsınız”

Porchon-Lynch, yoga öğretmeye gittiği bir grupla yaşadığı bir anıyı ise şöyle anlatıyor: “Bir keresinde yaşlılar için bir yoga programı yapmak için bir yere gittim ve hepsi etrafta oturup gerçekten ölmeyi bekliyorlardı. Topuklu ayakkabılarla geldim ve ‘Bana katılacak mısınız?’ dedim. Bir kadın, ‘Hayır, bizim yaşımızda mı?’ dedi. ‘Kaç yaşındasın?’ dedim. Biri, ’68 yaşındayım’ dedi. Bir diğeri ’75 yaşındayım’ dedi. En büyüğü 79’du. Dedim ki, ‘Oh, hepsi bu mu? Hepiniz benim çocuklarımsınız!’ “

özel içeriğidir.

Kategoriler
Kadın Sağlığı

Günün 7,5 saatini internette geçiriyoruz

Global sosyal medya ajansları We Are Social ve HootSuite tarafından yayınlanan “Dijital Türkiye 2020” raporuna göre, 83,88 milyon nüfusa sahip Türkiye’de yetişkinlerin yüzde 74’ü, yani 62,7 milyonu internet kullanıyor. Türkiye’de son bir yılda internet kullanan kişi sayısı 2,4 milyon, cep telefonu kullanıcısı 2,6 milyon, aktif sosyal medya kullanıcısı sayısı da 2,2 milyon arttı.

Sosyal medya kullananların sayısı 54 milyon

Raporda Türkiye’de yaşayanların günde ortalama 7 saat 29 dakikalarını internette geçirdiklerinin altı çizilirken; bu süre, Türk Uyku Derneği’nin araştırmasında belirlenen günlük uyku ortalaması ile aynı. 16-64 yaş aralığındaki kişilerin yüzde 89’u akıllı telefon kullanırken, yüzde 67’si diz ya da masaüstü bilgisayara sahip. Tablet bilgisayar kullananların oranı da yüzde 45.

Rapor, Türkiye’de yaşayanların günde ortalama 3 saat 4 dakikalarını televizyon izleyerek, 2 saat 51 dakikalarını sosyal medyada, 1 saat 21 dakikalarını müzik dinleyerek, 58 dakikalarını da oyunla geçirdiklerini ortaya koyuyor. Dijital Türkiye 2020 Raporu’na göre, Türkiye’de toplam 54 milyon sosyal medya kullanıcısı bulunuyor ve bunların yüzde 99’u sosyal medyaya mobil cihazlarla bağlanıyor.

35,2 milyon kişi online alışveriş yapıyor

Bir alışveriş sitesinin kurucu ortağı Güçlü Kayral, raporda Türkiye’nin E-Ticaret potansiyelinin de ortaya konulduğunu belirterek, “Bilişim Sanayicileri Derneği’nin (TÜBİSAD) pazar büyüklüğü araştırmasından sonra en kapsamlı rapor olan Dijital Türkiye 2020’ye göre, 16-64 yaş grubundaki kişilerin 46,2 milyonu mal ve hizmet satın almak için internette arama yapıyor. Online alışveriş yapanların sayısı ise 35,2 milyon. Türkiye’de kişi başı ortalama 158 ABD doları tüketim malları için internetten alışveriş yapılıyor” dedi.

Kayral, 62,7 milyon kişi günün 7 saat 29 dakikasını internette geçirirken ve 46,2 milyon kişi online mal ve hizmet arayışı yaparken, bunların sadece 35,2 milyonunun e-ticaret müşterisi olmasının yeterli olmayacağını savunarak, “Bu yüzden de e-ticaretin genel perakende içindeki payı yüzde 4-5’i geçmiyor. Gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 10-15 aralığında bulunuyor. Dijital vitrinlere bakmakla yetinen 10 milyonu aşkın internet kullanıcısını dükkanlara çekmeyi başarırsak, halen 80 milyar Lira düzeyinde olan e-ticaret sektörünün büyüklüğü çok rahat 100-120 milyar lirayı bulur” diye konuştu.